Şafak on Eki 6th 2008
17 cesur yürek.
17 pırıl pırıl Türk genci, peygamber ocağında bayrak uğruna, vatan uğruna can vermişlerdir.
Yedikleri ekmeğin, içtikleri suyun hakkını sonuna kadar vermiş, “bizim” dedikleri vatana varlıklarını armağan etmişlerdir.
Sizden kalan, yürekleri dağlayan yokluk;
Sizden kalan, “gitti gelecek” diye beklenen yolcunun, bir daha vuslata ermeyecek olan yolculuğu;
Ve sizden kalan;
Kurtuluş Savaşında, Sarıkamış’ta, Dumlupınar’da, imkânsızlıklar içinde,
Kınından sıyrılmış kılıç misali, bedeninden sıyrılmış ve kabzedilmek üzere,
Rabbine koşan binlerce şahidin kanı ile sulanmış Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.
Vatan bayrağı, sizin al kanlarınızla suladığınız toprakların gönderinde,
Namahrem eli değmemiş gelin duvağı misalince dalgalanmaya devam edecektir.
Mekânınız cennet olsun.
Gündem/Tv/SonBaskı | Comments Off
Şafak on Eki 6th 2008

Uzmanlardan G.Kurmay’a can alıcı sorular:
*Dağlıca saldırısında ortaya çıkan ihmalleri sağır sultan bile duydu ama Genelkurmay mesullerin cezalandırılması için harekete geçmedi, aksine “cezalandırılabileceklerini” yazanları yalanladı. Dağlıca sorumluları cezalandırılmış olsaydı, bugünkü “acı olay” da, daha vuku bulmadan önlenmiş olmaz mıydı?
*Terörle mücadele konusunda komutanlarımız sürekli olarak ağır arazi şartlarından şikâyet ediyorlar. Teröristler de aynı arazi şartlarına muhatap değil mi?.. Genelkurmay, “Maçı havanın yağışlı olmasından dolayı kaybettik” diyen teknik direktörün durumuna düşmüyor mu?..
*Genelkurmay Başkanlığı, bütün kışlalara astırdığı “Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz!” özdeyişinin kendisi açısından bir “anlam” ifade ettiğini düşünmüyor mu?
*Askerî yetkililer, terörist grupların takibinin çok zor olduğunu vurguluyorlar. 400 kişilik bir terörist grubunun, ağır silahlar ile “kayda değer zayiat vermeksizin” uzaklaşabilmeleri, “zorluğundan” şikâyetçi olunan “takip”ten çok daha güç bir iş değil mi?
*70 milyon, boğazından kesip, orduyu besliyor. Ordunun bütün ihtiyaçlarını karşılamak konusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Ülke kaynaklarının çok büyük bir bölümünü savunma harcamaları tüketiyor. Böyle olduğu halde, bu kadar kritik bir bölgede görev yapan askerlerimizin üzerlerinde kurşun geçirmez yeleğin bile olmaması nasıl izah edilebilir?
http://www.moralhaber.net/48598_Uzmanlardan-G-Kurmay-a-can-alici-12-soru.htm
9,5 Saat süren bir çatışmada, ne havadan ne de karadan bir tek takviye-destek gönderilmemiştir.
Bu nasıl bir istihbarat zafiyeti, nasıl bir acizliktir?
Daha önce 4 defa baskına uğrayan, son derece jeopolitik bir noktada, hiçbir teçhizat donanımla en ufak bir iyileştirme yapılmamış bir karakol, bunun affı olabilir mi?
“Vatan evlatlarını göz göre göre kurşunlara terk eden bir zihniyet” nasıl bir anlayışın, düşüncenin ürünüdür?
Hata mı, zaaf mı diye yazılıp çiziliyor.
Hata mı, zaaf mı, yoksa 17 insanın canı üzerinden bir yerlere yapılan bir gönderme mi?
Gündem/Tv/SonBaskı | Comments Off
Şafak on Eki 5th 2008
Mail yoluyla bize ulaşıp durumu beyan eden Eyüp Güler’ e teşekkürlerimizi sunarak, gönderdiği metni aynen alıntılıyoruz.
Merhabalar,
daha önce defalarca yazdığım gibi “bunu herkese gönderin” türünden uyarılar PALAVRA. Bu tür iletilere “HOAX”, yani yanlış haber deniliyor.
Bu kez de bu uydurma haber Almanya’dan gelmiş ve bizdeki işgüzarlar tarafından türkçeye çevrilmiş. Bu tür haberlerin aslı olup olmadığını internette sorgulamak mümkün. Bu uydurma haber Nisan 2002′de piyasaya çıkmıştı. Yani 6,5 yıl önce, biri yürüyerek getirseydi bile bu kadar geç gelmemesi gerekirdi.
Bu haber iki versiyonda internette dolaşıyordu: “Welcome to matrix” ve “Life is beautiful” olarak.
Bu tür haberin uydurma olduğu aşağıdaki bu konuda sağlıklı ve güvenilir sitelerde sorgulanabilir:
http://www2.tu-berlin.de/www/software/hoax.shtml
http://www.hoax-slayer.com/
Aşağıdaki sitede bu haberin direkt bağlantı adresinde Almanca, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca metinlerini de görebilirsiniz:
http://www2.tu-berlin.de/www/software/hoax/vitabellatxt.shtml
Bu sitede de aynı haberin “Life is beautiful” versiyonundan bahsediliyor:
http://www.hoax-slayer.com/life-is-beautiful-virus-hoax.html
“bunu herkese gönderin” içerikli e-postalara “hoax” deniyor. Bunların amacı aslı olmayan haberleri cazip vaatlerle hızla yaymak, internette gereksiz yere büyük bir trafiğe neden olmak. Bu kişilerin bundan yararları virüs programlayanların virüslerin verdiği zararlara sadistçe gülmeleri ile karşılaştırılabilir.
Diğer bir amaç ta oluşturulan dev zincir sayesinde çok büyük miktarda e-posta adresini ele geçirip onları kötü amaçlarla kullanmak hatta satmak.
Aslında içeriği ne olursa olsun, bunu herkese gönderin ya da şu kadar kişiye gönderirseniz şunu kazanırsınız gibi haberlerin hepsi birer hoax!
Bunlara malesef hastalara yardım içerikliler de dahil, uydurma virüs haberleri de!
Bu tür tuzaklara düşmeyin!
Bu haberin “İçişleri Bakanlığı Kontrolörü” tarafından göderildiğinden bahsedilmesi konuya inandırıcılık ve daha çok ciddiyet sağlamak amaçlı olduğu kanısındayım. Ama eğer bu haber gerçekten “İçişleri Bakanlığı Kontrolörü” tarafından yayıldıysa o dangalağa madalya takmak lazım! (Merak edenler aşağıdaki numarayı arayıp araştırabilirler)
Yeter artık, atlamayın böyle palavra haberlere. Tekrar söylüyorum; eğer “BUNU HERKESE GÖNDERİN” veya “BUNU TÜM ARKADAŞLARINIZA” gönderin diye bir uyarı gelirse, bilin ki bu palavra bir haber!
Bu iletide bana gelen şeklinde yaklaşık 500 kişinin e-posta adresi olduğunu gözlemledim ve bunu orda adresi olan herkese gönderiyorum ki bundan sonra gelecek bu tür uydurma haberlerde uyanık olup tuzağa düşmeyelim.
Selamlar
Eyüp Güler
Bilişim Yük. Müh.
Bilim-Teknik | Comments Off
Şafak on Eki 4th 2008

Takip ettiğim blokların çoğunda Ramazan başlangıcına denk gelen zamanlar, vurdumduymaz, “ramazan gelmiş, hiç haberimiz olmadı” mealinde espriyle karışık, umursamaz bir tavırla kaleme alınmıştı.
Aynı tavır bayram haftası ve bitiminde de devam etti.
Oruç denince “Ramazan gelmiş bize uğramamış” diyerek kendi halinde takılan, bayram denildiğinde de elbette ki “tatil” anlayacaktır.
Müslümanların her ramazanın sonunda bayram kutladığı gibi, Hıristiyanlar da her senenin sonunda noel kutlarlar.
Ramazanı es geçip, “şeker bayramı” olarak bile olsa, kutlamayan; görmezden gelenleri, yılbaşı kutlamalarında görmeyi diliyorum.
Ve bu kültür düşmanı, haçlı zihniyetlilerin, yortu ve noelini şimdiden kutluyorum.
Gündem/Tv/SonBaskı | Comments Off
Şafak on Eyl 29th 2008

Ramazan Bayramınızı kutlar sevdiklerinizle beraber mutlu bayramlar dileriz.
Gündem/Tv/SonBaskı | Comments Off
Şafak on Eyl 26th 2008

Kadir Gecesi’nin, ehl-i İslam’a, hayır-huzur ve bereket getirmesini diler,
Bu gece, dua ve ibadeti ile Hakk’ın huzuruna kabul edilenlerden olmayı temenni ederiz.
Gündem/Tv/SonBaskı, Hayatın Kıyısında | Comments Off
Şafak on Eyl 25th 2008
Yer verilen konulara karşılık olacak türden çalışmalarıyla sayfaya katılmak isteyen okurlara gösterdikleri ilgi ve sarfettikleri emekten dolayı teşekkür ediyoruz.
Format itibarı ile henüz böyle bir çalışma yürütmediğimizden dolayı, gönderdiğiniz yazıları ayrıca alıntılayarak -ve ilgili olduğu konu ile bağlantı kurarak-yayınlama imkanımız maalesef yok.
Yazıların yoruma kapalı olması ile alakalı görüş bildirenler için aşağıda verdiğimiz linkte, sordukları sorulara tam karşılık olmasa bile, yakın yanıtlar alacaklardır.
http://reklamarasi.blogsayfasi.com/2008/06/29/yorumlar-ve-email-adresi-hakkinda/
Bundan dolayı özür dilerken yeni düzenlemelerde yer alacak çalışmalarda buluşmayı temenni ederiz.
saygılar.
safak / Reklam Arası
Yazı-Yorum | Comments Off
Şafak on Eyl 25th 2008

“Burada bekle gelip seni alacağız” sözü verilmiş bir çocuk misalince bekliyorum bırakıldığım yerde.
Ellerim yumuk yumuk,
Kocaman gözlerimde, ağlamam için dokunulmasına gerek olmadığını belli eden o ıslak ifade,
Bekliyorum.
Etrafımda telaşla koşturan kalabalık.
Gelip geçenler, çarptıklarından özür dilemeden kalabalıkta kaybolurken,
Çoğu zaman, olan bitenin farkında bile değil çarpılanlar.
Bağları çözülmüş ayakkabılarımın sardığı ayaklarımda bir yorgunluk,
Endişeli bekleyiş gözlerimde.
Bırakıldığım yerde bekliyorum sabırsızca.
Tepemde çeyrek asırdır işleyen zaman,
Acımasızca vuruyor, “haydi, vakit kalmadı daha”
Yaprakları oradan oraya savuran akşam esintisinden nasibini alan saçlarım dökülüyor alnıma,
Elimin tersiyle itiyorum “şimdi olmaz” dercesine,
Üşüyorum, güneş çoktan çekmiş sırtımdan ellerini,
Üzerimde, öylesine giydiğim bir kat giysi,
Alelacele çağırıldım, birden bire getirildim bu bekletildiğim yere.
Yavaş yavaş azalıyor ayak sesleri,
Onlarca insanın ayakları altında inleyen meydanda şimdi,
İnler ve cinler top oynamakta.
Bense eminim unutulmadığıma.
Gözümden dolan damlaların yuvarlandığı yanağımı silerken avucumun içiyle,
Mahzunluktan bükülmüş dudaklarımdan dökülüyor çocuksu cümlelerim:
“_Ama ben beklemiştim…Hep bekledim…”
safak
Hayatın Kıyısında | Comments Off
Şafak on Eyl 23rd 2008

Uzmanlar iletişimi kendi içinde, sözlü iletişim - sözsüz iletişim ve yazılı iletişim olarak üçe ayırarak incelemişlerdir.
Sözlü iletişim, dil-ses unsurları gibi ayrıntıları içerirken, sözsüz iletişim; beden dili başta olmak üzere mimik-jestlerin ön plana çıktığı görsel öğelerin ağırlık taşıdığı iletişim şeklidir.
Yazılı iletişimse, adından da anlaşıldığı gibi kelimelerin kâğıt üzerindeki yansıması ile gerçekleşen ifade tarzıdır.
Yazılı ve sözlü iletişim daha kontrollü ve planlı gerçekleştiğinden dolayı, anlık ve istem dışı gelişen sözsüz iletişim muhatabımız hakkında daha isabetli fikirler edinmemize sebep olmaktadır.
Sözel iletişim (gerektiği takdirde) bireyin ifadelerini maskelemesine olanak taşırken, sözsüz iletişim buna olanak tanımamaktadır.
Örnek olarak, birey “her şey yolunda mı ” sorusu yöneltildiğinde sözlü olarak her şeyin yolunda olduğunu beyan ediyor fakat kollarını önünde kavuşturuyorsa, bu hareketi verdiği yanıtta samimi olmadığının bir göstergesidir.
Çünkü standart kol kavuşturma hareketi neredeyse her yerde aynı savunma veya olumsuz tavrı gösteren evrensel bir harekettir.
devamını okuyun »
Hayatın Kıyısında | Comments Off
Şafak on Eyl 22nd 2008

Ergenekon operasyonu ile gözaltına alınan “sanatçı” etiketli Nurseli İdiz ve cumhuriyet fedaisi travesti Sisi’nin, apar topar sorgulamaya alınışı hakkında bir takım yorumlar peydah olmuş medyada..
Gördük okuduk.
Denmiş ki, “sanatçının biraz olsun, ayrıcalığı neden yok”…
“Amenna” diyor ve hemen gerekli yerleri harekete geçirmek için girişimlerde bulunuyoruz.
*Tez vakitte tüm bu sanatçı âleminin geçtiği yollara kırmızı halılar serile.
*Geçtikleri yollar trafiğe kapatıla, kırmızı ışıkta geçme hakkına sahip olalar.
*Her birinin kapısına audi marka, kurşun geçirmez, siyah camlı araba tahsis edile, benzinini de unutulmaya.
*Her birinin boyutları özgürlük anıtına eş olmak üzere, heykelleri yapıla ve yurdun muhtelif yerlerine dikile.
*Her daim ellerinin altında bir kameraman ve muhabir ola (ki, ne etsem, ne desem de gündemde kalsam diye kara kara düşünmekten sanat yapmaya fırsat bulamadıklarından yükleri biraz hafiflesin.)
*Öldüklerinde her birinin cesedi mumyalana ve kendilerine tahsis edilen müzede dünya durdukça sergilene. ( ki ibreti alem olsun herkese)
Gelelim mevzunun ciddi tarafına.
devamını okuyun »
Gündem/Tv/SonBaskı | Comments Off
Şafak on Eyl 20th 2008

Aylardan Ramazan olunca daha bir huzurlu mu hisseder kendini günahkâr?
Hani, belki bir ümit…
Affa mazhar olmak için….
Günahkâr gelmiştir belki ama günahkâr gitmeyecektir değil mi?
Derin bir çukura düşmüş, kenarlardan tırmanmaya çalışıp,
Yukarıya ulaşmayı başarır gibi olduğu her defada,
Daha da derine kayan biri misalince…
Bunun gibi bir şey olsa gerek günahkârın ahvali,
Günaha battıkça batmak, yattı balık yan gider demek.
Ramazan bu yönüyle de mükemmel bir zaman:
Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluş.
“Tövbeniz olmasaydı ne işe yarardınız” ayetinde işaret edildiği gibi,
Anahtarı tövbe olan Gönül Kâbesi’nin,
İhya edilmesi, onarılması için,
Günahlardan vazgeçmek için en güzel fırsat;
Ramazan’ı şerifi tövbekâr olarak noktalamak.
devamını okuyun »
Gündem/Tv/SonBaskı, Yazı-Yorum | Comments Off
Şafak on Eyl 19th 2008

Microsoft Türkiye uyardı: Bu başlıkla gelen maillere dikkat!
“Bu mail, Microsoft’un bir tür piyango düzenlediğini ifade eden ‘Kesin oku, doğruysa yaşadık…’ başlıklı mesajdır. Bu mesaj, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi tamamen gerçek dışı bir iddiadır ve kötü niyetli kişilerce internet kullanıcılarının kişisel bilgilerine ulaşmak için hazırlanmıştır.
“Önemli kişisel bilgilerinizi hiçbir zaman bir e-posta, anlık ileti veya açılır pencere üzerinden başkalarına vermeyin.Herhangi bir bilgi girmeden önce web sitesinin kişisel bilgilerinizi koruduğundan ve gerçek olduğundan emin olun.
Windows Live Messenger ve Windows Live Hotmail adresinizde kullandığınız şifrenizi mutlaka belirli bir uzunlukta ve kolay tahmin edilemeyecek şekilde belirleyin. Şifrelerinizi kimseyle paylaşmayın. Başka e-posta hesaplarınız, üye olduğunuz forumlar, bloglar ve başka interaktif siteler için aynı şifreyi kesinlikle kullanmayın.
devamını okuyun »
Bilim-Teknik | Comments Off
Şafak on Eyl 18th 2008

Zekeriya Beyaz.
Minaresine kılıf, Sünni islamı dejenere etmeye fetva arayanların biricik hocası.
Hayal dünyasından imal ettiği fetva ve beyanatlarıyla olduğu kadar, sitesinin hacklanma haberleriyle de gündeme gelen Beyaz, bu defa kovulma haberiyle karşımızda.
Kendisinin Fox TV’de yayınlanan programına son verildi.
Bu habere, medya çobanı Aydın Doğan ve koyunlarının adeta atlayacağını düşünüyorum, olası başlıklardan bir tanesi: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovdular.”
Ardından, gazetelerden birinde bir köşe verilerek, yayınına kaldığı yerden devam etmesi de sağlanabilir.
Zekeriya Beyaz’ın Beyanatlarından bazıları:
“Kuran’da da türban diye, örtünme diye bir şey yok. Türban sağlığa zararlıdır”
“Teravih namazı yoktur.”
“Kurban kesmek yerine parası fakirlere dağıtılabilir.”
Aşağıdaki resimlerde, Zekeriya Beyaz’ın hezeyanlarına tahammül edemeyip sitesini çökerten vatan evlatlarının, kendisine bıraktığı mesajları görüyorsunuz.
devamını okuyun »
Gündem/Tv/SonBaskı | Comments Off
Şafak on Eyl 17th 2008



Geçtiğimiz yayın döneminde National Geographic’de çocuklar için yapılan programlardan birini izlerken dikkatimi çeken bir konuyu yazmak istiyorum.
Aslında bu bizim görmezden geldiğimiz, elimiz kolumuz bağlı bir şekilde uzaktan seyrettiğimiz yürek yaramız, ama neden bir şeyler yapmıyoruz orası ayrı bir muamma…
“Çocuklarınızı ait oldukları kültürlere uygun yetiştirirseniz onlara bir kimlik kazandırmış olursunuz” der Sadık Albayrak.
Yani her birey kendi benliğini özümseyecek ki, vicdanı ve fikri hür, sağlıklı nesiller ortaya çıkabilsin, inanç ve değerler yaşanabilsin, nesilden nesile aktarılabilsin.
Yani, siz neyseniz, çocuğunuz odur.
Çocuğunuz neyse torununuz; zürriyetiniz de o olacaktır.
Tıpkı, içe içe geçmiş Matruşka bebekleri gibi.
Programın formatı, her ülkeden bir çocuğun evine ziyarette bulunulması ve ülkesinin, değerlerinin, alışkanlıklarının tanıtılmasından oluşuyor.
İskoçya’dan bir çocuğun evine konuk olduklarında, çocuk, yöresel yemeklerinden, mili kıyafetlerinden, efsanelerden, tarihi kalıntılardan ve nihayetinde, inandıkları; kutsal saydıkları kişilerden bahsederek tanıtım turunu tamamladı.
Daha sonrasında İsrail’den bir çocuğun evine misafir olundu ve o andan itibaren oturduğum yerden, gıpta ve ibretle izledim televizyonda yayınlanan görüntüleri.
devamını okuyun »
Yazı-Yorum | Comments Off
Şafak on Eyl 15th 2008

Kalkıp yola koyulmalıyım.
Ezberlediklerim her neyse,
Birer birer yerine getirmeliyim rolleri.
İnsanları gözlerine bakmadan içlerinden geçmeliyim.
Bakışlarındaki acılar gözüme görünmemeli.
Kimse ne olduğunu bilmemeli,
Kimse ne olduğumu bilmemeli,
Saklanmalıyım gündüzün gölgelerinden, gecenin karanlıklarına.
Uzaklardan gelecek umudum olmamalı.
Gömmeliyim, çocukların şen şakrak kahkahalarını,
Annemin okşamasını,
Babamın gülen gözlerini,
Yoluma gitmeliyim.
Umudum da olmamalı.
Omuzlarıma ağır gelen âlemin kirini,
Taşımalıyım uzaklara…
Hayatın Kıyısında | Comments Off
Şafak on Eyl 10th 2008

Yeni Adli yıl, başlangıcı ile bile bir şeylerin habercisi gibi.
Törende yaptığı konuşması arasında, çoğunluğu Müslüman olan ülkesinin mensuplarını geçtik; huzurunda bulunduğu devlet erkânına zerre kadar prim vermeden, ramazan ayını kaale almadan suyunu içen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, bu yönüyle eski cumhurbaşkanı Sezer’i anımsattı.
Anlaşılan o ki, görüntü itibarı ile parlak bir kariyere sahip olan yargıtay başkanının, kariyeri ile eş zamanlı bir görgüye sahip olması bekleniyordu ki bu hareketi tepki görmüş.
Neden?
Hukukçudur, yargı mensubudur diye bazı konularda daha bir hassasiyet gösterilmesini mi beklerdik?
Anlayışın, toplum dinamiklere saygının yerine getirilmesinin, hukukçu olmakla bir bağlantısı var mıdır?
Bence yok.
Okuduğumuz haberlere, yargıtay başkanının yaptığı davranışa bakılınca bunu açıkça görebiliyoruz.
Herkes, sahip olduğu zihniyetin ürünüdür ve o düşünce yapısına paralel davranışlar sergiler.
Ramazan ayının anlamını, müslümanlar için taşıdığını önemi bilen gayri müslimlerin bile yapmayacağı bu davranış nasıl izah edilmeli?
devamını okuyun »
Gündem/Tv/SonBaskı, Yazı-Yorum | Comments Off
Şafak on Eyl 1st 2008

11 ayın sultanı, 11 aydan hatırlı misafir gelmiştir.
Buyur etmeli başköşeye; izzet ikramda bulunmalı,
Cömert olmalı, kesenin ağzını açmalı,
Ki dostlar alışverişte görsün…
Çok yıldızlı otellerin, içki-mezeli masalarında,
Işıklı billur semaları altında,
Uzun sofralar donatmalı tatlıdan tuzluya.
Çağırılmalı eş, dost, konu-komşu,
Ahbap hısım geri kalmamalı.
Bir mide değil, bir ordu doyurulmak istercesine,
Çeşit çıkmalı a’dan z’ye.
O sofraya oturamayanlar, çağırılamayanlar,
Yılın 365 günü ne yer düşünülmemeli.
Düşünülmemeli asgari ücretle açlık sınırında yaşayan insanlar.
Akla getirilmemeli, o sofradan feragat etmek suretiyle,
Masası donatılabilecek yüzlerce aile…
Ramazan gelmiş beş yıldızlı otellerin ışıklı restoranlarına…
Beyler ağalar bilmezler ki,
Ramazan gelirse uğrar, fakirin sofrasına.
devamını okuyun »
Gündem/Tv/SonBaskı, Hayatın Kıyısında, Yazı-Yorum | Comments Off
Şafak on Ağu 28th 2008

Bir Ramazan ayı daha kapıyı çalmak üzere.
Müslümanlar, pazar gecesi kalkacakları sahur ile dünya yaşantılarına dahil olacak, sayısını bilemedikleri bir ramazan ayını daha idrak etmeye başlayacak.
Hepimize hayır, huzur ve birlik getirmesini diliyoruz.
Yerine getiremediğimiz amelleri, eksiklerimizi, ruhumuzdaki deformasyonu bir kenara koyarak, ümmetçe maddi açlığa başlıyor, manevi tokluğa; doyuma ulaşmayı hedefliyoruz.
Yine sofralar kurulacak, yine sahurlara kalkılacak.
Kimilerimiz, gidenlerin sofrada boş kalan sandalyesine bakarak, buruklukla karışık mahzun bir huzur yaşayacak.
Kimilerimiz, oruca yeni yeni başlayan aile bireylerini motive ederek, öğlene kadar tuttukları orucun bedelini verip ruhlarında beliren iman pırıltılarına katkıda bulunacak.
İftar sofrası başında avuçlar, dünyanın dört bir yanında gökyüzüne yönelecek…
“Ya Rabbi… Aman Ya Rabbi…” denilecek ve dökülecek suya hasret dudaklardan Mevlaya arz edilen ihtiyaçlar.
Nefs, “kendine gel ve tövbe et” komutu ile dünyevi ihtiyaçlardan elini eteğini çekerek hizaya gelecek, ruh ait olduğu uhrevi merhaleleri aşarak biraz daha Rabbine yakınlaşacak.
Ramazan; rahmet, bereket, mağfiret..
Yokluk ve yoksunluk…
Dostluk kardeşlik birlik ve beraberlik…
Ruhun nefse galebe çaldığı ay…
İftar vakitlerinde Allah’a uzanan ellerdeki, halini arz etmek için çırpınan yüreklerdeki dualardan biri olabilmek temennisi ile…
Ramazan-ı şerif dirilişinize vesile olsun.
safak
Gündem/Tv/SonBaskı, Hayatın Kıyısında | yorum yazın